Duyurular / Haberler

Kadın Ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu:

“Toplumların Gelişmişlik Düzeylerini, Yaşamın Tüm Alanlarına Kadınlar Ve Erkeklerin Katılımları Ve Sorumluluk Paylaşımları Belirler”

 

Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Nimet Çubukçu ile ülkemizde kadınların sorunları, kadın hakları ve çalışma hayatında kadının yeri konularında yaptığımız söyleşiyi sayfalarımızda bulabilirsiniz.

Soru 1) Ülkemiz kadın haklarını yasal çerçeveler içinde tanımlayan ve sayılan ülkelerin başında geliyor. Ama buna rağmen, hala "kadın sorunu" ülkemizin gündeminde önemli bir yer işgal ediyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? "Töre cinayetleri" ve "Aile içi şiddet" gibi sorunlarımızın temelinde yatan sosyal ve ekonomik nedenleri nasıl sıralayabiliriz?

Cevap1) Ülkemizde son dönemlerde kadının toplumdaki rolünün geliştirilmesi ve kadın haklarının korunmasına yönelik Anayasa ve yasalarda gerekli tüm düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Bu düzenlemeler ile, kadın-erkek eşitliği yasalar düzeyinde sağlanmıştır. Ancak ülkelerinin gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kadınlar hala, eğitim, sağlık, istihdam gibi çok temel göstergeler açısından erkeklerin gerisindedir. Şu anda en önemli ihtiyaç yasaların uygulamalara yeterince yansıtılmasıdır. Hükümetimizin öncelikli hedeflerinden biri de budur. Şiddet konusuna gelince; bilindiği gibi dünyada belki de en sistematik ve yaygın olarak uygulanan insan hakları ihlali kadına karşı uygulanan şiddettir. Kadına karşı şiddet tüm dünyada sınıfına, ahlaki değerlerine, kültürüne ya da ülkeye bakılmaksızın toplumun her kesiminde milyonlarca kadını ve kız çocuğunu tehdit etmektedir. Aile içi şiddet ise yoğunlukla kadınlara yönelik olmakla birlikte, iki önemli risk grubundan biri çocuklar, diğer grup ise yaşlılardır. Çocuklara karşı şiddet kullanımı çocukların istismarı şeklinde olmaktadır. Ne yazık ki toplumsal kalıp yargılar ve şiddetin yaygınlığı, şiddetin hayatın bir parçası ve kabul edilebilir bir eylem olarak görülmesine yol açmıştır. Aile içi şiddet Türkiye’nin herhangi bir bölgesiyle sınırlı olmayıp, ülkenin herhangi bir yerinde kadınların yüz yüze gelebildiği bir durumdur. Töre/namus cinayetleri ise, kadına karşı uygulanan şiddetin en korkunç biçimidir. Bu cinayetler, kişilerin temel insan hakkı olan yaşama hakkının elinden alınmasıdır. Gerek kadına karşı şiddet gerekse töre/namus cinayetlerinin en kesin çözümü kadınların hayatın her alanına katılımlarının artırılmasıdır. Eğitim sorunu olamayan, çalışma yaşamına, siyasete ve karar alma mekanizmalarına erkeklerle eşit bir biçimde katılabilen kadınların toplumsal rolleri de değişecektir.

Soru 2) Avrupa Birliği’ne üyelik sürecini yaşayan Türkiye’de AB sosyal politikasının temel amaçlarından biri olan cinsler arası eşitliğin bir insan hakları, sosyal adalet ve demokratik temsil sorunu olduğu görüşünü toplumsal sisteme yansıtmak için ne gibi çalışmalar yapılıyor? Türkiye bu konuda nasıl ve ne yönde bir değişim geçiriyor?

Cevap 2) Sosyal eşitliği ve toplumsal uyumu hedefleyen Avrupa Birliği’nde kadın ve erkeklerin eşit muameleye tabi olması, AB sosyal politikasının temel amacı haline gelmiştir. Bu süreç, kurucu antlaşmalardan olan 1957 tarihli Roma Antlaşmasının 119'ncu maddesinde kadın ve erkeklerin eşit iş için eşit ücret almalarını sağlama konusunda üye devletlere bir yükümlülük verilmesi ile başlamıştır. Bu madde, ücret eşitliğinin sağlanmasından, işgücü piyasasında, sosyal güvenlik ve sosyal yardım alanlarında kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasına ve eşitliğin hayatın tüm alanlarına yansımasına yol açacak bir sürecin ilk adımını oluşturmuştur.

Ekonomik nedenlerle AB Kurucu Antlaşmasına giren cinsiyet eşitliği ilkesine dayanarak çıkarılan ikincil mevzuat ve Avrupa Adalet Divanının içtihatları ile kadın-erkek eşitliğinin çerçevesi giderek genişletilmiştir. 1997 tarihli Amsterdam Antlaşması'nda kadın erkek eşitliği AB'nin hedeflerinden ve görevlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Antlaşma ile kadın erkek eşitliğinin sadece sosyal politika alanında değil, her alana yaygınlaştırılması ilkesinin (gender mainstreaming) gözetilmesi eğilimi ağırlık kazanmıştır.

En son yürürlüğe giren 2004/113/EC Sayılı ''Mal ve Hizmetlere Erişimde Kadınlar ve Erkeklere Eşit Muamele Prensibinin Uygulanması Direktifi'' ile bazı alanlar hariç (Medya, reklamcılık ve eğitim) her alanda cinsiyete dayalı dolaylı ya da doğrudan ayrımcılık yasaklanmıştır.

Avrupa Birliği müktesebatındaki bu gelişmenin yanı sıra, 1996 yılında yürürlüğe giren ve 2000 yılı Lizbon Zirvesinde kadın istihdamını %60'lara çıkarmak gibi oldukça önemli hedefler koyan Avrupa İstihdam Stratejisinin de istihdama önemli etkileri olmuştur. Avrupa İstihdam Stratejisinin dört ayağını oluşturan politika hedeflerinden biri olan eşit fırsatlar (equal opportunities) politikası, istihdamı arttırmanın ve tam istihdamı sağlamanın en önemli unsurlarından olan kadın istihdamının arttırılmasını öngörmektedir. Avrupa Birliğine üye ülkelerde kadınların istihdama katılım oranlarında yıllar itibariyle kaydedilen artışta, bu politikanın önemli bir etkisi olmuştur.

Türkiye'nin 10-11 Aralık 1999'da yapılan Helsinki Zirvesi sonrasında başlayan Avrupa Birliğine adaylık statüsü ile katılım öncesi stratejiye dahil edilmiştir. 29 Nisan 2000'de Lüksemburg'da toplanan Türkiye-Avrupa Topluluğu Ortaklık Konseyi sonrasında, Komisyon tarafından hazırlanan Katılım Ortaklığı Belgesi 8 Kasım 2000'de açıklanmıştır. Katılım Ortaklığı Belgesi, 4 Aralık 2000'de Bakanlar Konseyi tarafından kabul edilmiştir. Takiben, Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin 1.Türkiye Ulusal Programı 24 Mart 200l tarihinde, 2. Türkiye Ulusal Programı ise 24.Temmuz 2003 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Kadın erkek eşitliği konusu Ulusal Program’da Sosyal Politika ve İstihdam başlığı altındaki öncelikler listesinde AB Mevzuatının Türk İş Hukukuna Yansıtılması başlıklı 13.1 nolu öncelik altında yer almıştır.

Özellikle sosyal, kültürel ve siyasi alanda genel bakış açısı ile yürütülen uyum çalışmaları içerisine kadın konusu entegre edilmesi, kesit bir sektör olan kadın-erkek eşitliği konusunu birçok alan için önemli bir kriter haline gelmiştir. Ülkemizde bu alanda gerçekleştirilen çalışmalar özetle şunlardır:

  • 7 Mayıs 2004 tarihinde Anayasanın 10 uncu maddesine “Kadın ve erkek eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür” fıkrası eklenmiştir.
  • Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızca hazırlanan ve Haziran 2003 tarihinde yürürlüğe giren Yeni İş Kanunu eşitlikçi bir yaklaşımla hazırlanmıştır.
  • Yeni İş Kanununa bağlı olarak “Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik” ile “Kadın İşçilerin Gece Postalarında Çalıştırılma Koşulları Hakkında Yönetmelik” yürürlüğe girmiştir.
  • AB Müktesebatına Uyum Ulusal Programımızda yer alan taahhütlerimizden biri “Doğum izinleri ve Ebeveyn İzni Müessesinin Tesisi” ile ilgilidir. Kadınların istihdama giriş ve istihdamda kalışlarını çok yakından ilgilendiren çocuk bakımı sorumluluğunun paylaşılması amacıyla Bakanlığım tarafından hazırlanan Kanun Tasarısı ile işçi ve memur olarak çalışan kadınlarımızın ücretsiz doğum izinlerinin anne ve babaların kullanabileceği ebeveyn izni haline getirilmesi, evlat edinme halinde bu izin haklarından yararlanabilmesi amaçlanmıştır. Ülkemizin koşulları ve ilgili AB Direktifleri dikkate alınarak hazırladığımız Kanun Tasarısı TBMM Genel Kurulu’nun gündemindedir.
  • Kamu Personel alımlarında cinsiyet ayrımcılığı yapılmamasına ilişkin ''Personel Temininde Eşitlik İlkesine Uygun Hareket Edilmesi'' konulu 2004/7 sayılı Başbakanlık Genelgesi 15 Ocak 2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
  • Türkiye’nin AB istihdam stratejisine dahil olma çabaları, kadın istihdamının da artırılmasında itici role oynayacaktır. Avrupa İstihdam Stratejisinin 4 boyutundan birisi olan kadın erkek eşitliği konusu, AB İstihdam Stratejisine dahil olmak üzere hazırlanan “İstihdam Durum Raporu”nda incelenmiştir. Halen Ortak İstihdam Değerlendirme Belgesi üzerinde çalışılmaktadır. Sürecin devamında bir Ulusal Eylem Planı hazırlanacak ve bu Planda kadınların istihdam piyasasındaki pozisyonlarının iyileştirilmesi için gereken önlemlere yer verilecektir.
  • Türkiye, Avrupa Birliğinin Cinsiyet Eşitliği Topluluk Programına 2003-2006 dönemi itibariyle katılım sağlamakta ve bu çerçevede duyarlılık artırıcı seminerler desteklenmektedir.
  • Türkiye’de kadın istihdamının geliştirilmesine yönelik olarak Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü ve AB Komisyonu işbirliği ile “Aktif İşgücü Programları Projesi” yürütülmektedir. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün de Yürütme Komitesinde yer aldığı Projenin hedef gruplarından birisi de kadınlardır. Bu çerçevede kabul edilen 30 adet kadın projesi desteklenmekte olup, böylece kadın istihdamının geliştirilmesine katkıda bulunulacaktır.
  • Ayrıca düşük düzeyde olan kadınların işgücüne katılımını artırmak amacıyla; Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK), Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) ve kadın sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülen çeşitli çalışmalar ve projelere Bakanlığıma bağlı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü işbirliği kuruluşu olarak katılmakta ve katkı sağlamaktadır.
  • Ulusal Programın mevcut içeriğine göre Sosyal Politikalar ve İstihdam başlığı altında 9 yasal düzenlemeye ilişkin uyum çalışmaları sürdürülmektedir.
  • 9. Kalkınma Planı çerçevesinde İşgücü Piyasası Özel İhtisas Komisyonu kapsamında kadın istihdamı konusuna özel önem verilmekte, gerek vizyonda toplumsal cinsiyet eşitliğine, gerekse alınacak tedbirler arasında kadın istihdamının artırılması amacıyla tedbirlerin yer almasına vurgu yapılmaktadır.
  • Halk Bankası A.Ş Genel Müdürlüğü tarafından ''Genç Girişimci Kredisi'' başlığı altında 35 yaşını aşmamış erkek ve kadın girişimcilere yönelik bir program uygulanmaktadır. Söz konusu programın kadın girişimciler için ayrı bir başlık altında ele alınması, yeni bir kurumsal düzenlemeyle kadın girişimciliği departmanı oluşturulması yönünde anılan Genel Müdürlük nezdinde girişimde bulunulmuştur.

Hükümetimizin gündeminde yer alan istihdamın artırılması ve işsizlik sorunun çözümü için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız politikalar üretmekte ve uygulamaktadır. Ancak tüm toplumsal alanlarda olduğu gibi istihdam alanındaki politika ve programlara toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifini yerleştirme konusu Bakanlığıma bağlı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün görev alanına girmektedir. Bir koordinasyon kuruluşu olarak Genel Müdürlük icracı kuruluşlar ile işbirliği içerisinde bu görevini yerine getirmektedir.

3 Ekim 2005 tarihinde AB ile katılım müzakerelerinin başlatılması kararının alınmasıyla, Türkiye'nin üyelik süreci yeni bir aşamaya girmiştir. AB Müktesebatına uyum çerçevesinde gerçekleştirilen yasal düzenlemelerin uygulanması ile yapılacak çalışmalar neticesinde toplumsal hayatı ilgilendiren tüm alanlarda köklü bir değişim gerçekleşecektir. Özellikle sosyal politika ve istihdam alanında kadın-erkek eşitliği mevzuatı eşit işe eşit ücret, işe alınma, mesleki eğitime giriş ve çalışma şartlarında muamele eşitliği, ebeveyn izni, hamile, loğusa ve emzikli kadınların sağlık ve güvenliklerinin iyileştirilmesi, sosyal güvenlik alanında muamele eşitliğinin sağlanması gibi konularda gerçekleştirdiğimiz yasal düzenlemelerin uygulamaya yansıtılması ile bu değişimin etkileri hissedilecektir.

Soru 3) Türkiye’de kız ve erkek çocuklar eğitimin her düzeyine erişim açısından yasalar önünde eşit konuma sahiptirler. Ancak, ülkemizde eğitimin tüm seviyelerinde kız çocukları açısından henüz istenilen düzeye ulaşılamamıştır. Bunun nedenleri konusunda ne düşünüyorsunuz? Sorunun çözümü için yürütülen çalışmalar var mı?

Cevap3) Yasalar önündeki eşitliğe karşın, kız çocuklarının okula gönderilme oranlarındaki düşüklük, kadınlar bakımından onların toplumsal konumlarının iyileştirilmesi önünde en büyük engellerden biri olarak görülerek bu konuda sorunun çözümüne yönelik olarak ülkemizde geniş kapsamlı projeler başlatılmıştır. Türkiye’nin hedefi, 2010 yılına kadar kız ve erkek çocuklar için okullaşma oranını % 100’e ulaştırmaktır. Bu bağlamda uluslararası kuruluşlar, devlet kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin işbirliği ile Ülkemizin öncelikle az gelişmiş bölgelerini ele alarak giderek ülke geneline yaygınlaştırılmaya başlayan program ve projeler yürütülmektedir.

Bunlardan ülke geneline yaygınlaşmış olanı, UNICEF işbirliğinde hazırlanan ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülmekte olan “Haydi Kızlar Okula” sloganı ile, “Kız Çocuklarının Okullaşmasına Destek Kampanyası”dır. Kampanya, Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Genel Müdürlüğü koordinatörlüğünde ilgili kurum ve kuruluşların katılımı ile 2002-2003 öğretim yılında 10 il, 2003-2004 öğretim yılında 23 il 2004-2005 yılında 20 ilde olmak üzere 53 ilde yürütülmüştür. “Kız Çocuklarının Okullaşmasına Destek Kampanyası” kız çocuklarının okullaşma oranlarının en düşük olduğu illerde hayata geçirilmiştir. “Haydi Kızlar Okula” sloganıyla başlatılan projenin amacı, ilgili kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimlerin katılım ve katkısı ile, ilköğrenim çağında olan (6-14 yaş) kız çocuklarının okullaşma oranlarının artırılması, eğitim sistemi dışında kalan, okulu terk eden ya da devamsızlık yapan öğrencilerin ilköğretime kazandırılması hedeflenmiştir. Kampanyanın başladığı 2003-2005 yılı sonu döneminde 175.451 kız çocuğu ilk öğretime kazandırılmıştır. UNICEF ile Türkiye Cumhuriyeti Ana Uygulama Planı’nın 2006 – 2010 yılları arasında 81 ilde sürdürülmesi kararlaştırılmıştır. Kampanya’nın Merkez Yürütme Kurulu’nda yer alan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, 2006-2010 yılı çalışmalarında Kampanyanın Teknik Ekibi’nde de yer alacaktır.

İkinci Program, Temel Eğitime Destek Programı’dır. Türkiye Cumhuriyeti ve Avrupa Komisyonu tarafından 8 Şubat 2000 tarihinde imzalanan Programın uygulaması 1 Eylül 2002 tarihinde başlamıştır. Proje 30 Ağustos 2007 tarihinde sona erecektir.

Avrupa Birliği ve Türkiye’nin ortak yürüttüğü Temel Eğitime Destek Programı Milli Eğitim Bakanlığımızca yürütülmektedir. Yoksulluğu azaltma perspektifinde eğitim seviyesini artırarak, eğitim kalitesini ve eğitime erişimi iyileştirmek, en dezavantajlı kırsal, şehirsel bölgeler ve gecekondularda nüfusun yaşam koşullarını geliştirmek ve eğitim dışında olan çocuklar, gençler ve yetişkinlerin temel eğitim kapsamına alınmasını desteklemektir. Eğitimin kalitesini ve eğitime erişimi iyileştirerek, özellikle kız çocukları ve kadınlar için yaygın ve örgün eğitimin ortalama seviyesini yükseltmek projenin özel amacıdır. Pilot iller (9), dezavantajlı iller (12) ve yaygın eğitim illeri (5) olmak üzere 23 ilde yürütülmektedir. Temel Eğitime Destek Programı, Haydi Kızlar Okula kampanyasının oluşturduğu kız çocuklarının okuma talebine arz yaratmakta ve aynı amaca hizmet eden iki program birbirini desteklemektedir.

Soru 4) Aynı şekilde, çalışma hayatında kadının işgücüne katılımında yasal açıdan herhangi bir ayrım olmamasına rağmen, uygulamada sorunlar yaşanmaktadır. Bu sorunların nedenleri ve çözümü konusunda ne düşünüyorsunuz?

Cevap 4) Kadınların hem çalışma yaşamına girmesi, hem de girdikten sonra işte devamları konusunda yasalarda cinsiyete dayalı ayrımcılık söz konusu değildir. Kadınların eğitim düzeyi arttıkça, işgücüne katılım imkanları artmaktadır. Ancak, halen eğitimin her kademesinde kız çocukların okullaşma oranları düşük olup, kadın emeğine vasıf kazandırabilmek için ise örgün eğitim yanında bilgi ve beceri geliştirmeye yönelik yaygın eğitime ihtiyaç bulunmaktadır.

2003 yılında yürürlüğe giren Yeni İş Kanunu’nda aynı veya eşit değerde bir iş için cinsiyet nedeniyle daha düşük ücret kararlaştırılamayacağı hükmedilmektedir. Ancak belli iş ve mesleklerin kadınlara uygun işler olarak toplumsal kabul görmemesi, görev dağılımında adil davranılmaması, ekonomik kriz dönemlerinde önce kadınların işten çıkarılması, özellikle kayıt dışı sektörde ücretlerin düşük tutulması gibi bazı uygulamalarla karşılaşılmaktadır.

İş piyasasında iş ve mesleklerin "kadın işleri" ve "erkek işleri" olarak ayrışıp toplumsal kabul görmesinden dolayı, kadınlar ancak geleneksel kadın mesleklerinde yoğunlaşmakta, daha düşük statülü ve ücretli işlerde çalışmaya razı olmaktadırlar. Bu işler süreli ve geçici çalışmayı, sosyal güvencesizliği beraberinde getirmektedir.

Kadın işgücü ucuz emek olarak emek-yoğun iş kolları olan tekstil, gıda, hazır giyim, tütün gibi sanayi dallarında yoğunlaşmıştır. Ancak, tarım sektörü ile karşılaştırıldığında bu sektörlerdeki kadın işgücü oranı düşüktür. Tarım sektöründeki kadınlar ise, çoğunlukla ücretsiz aile işçisi konumunda olmaları, gelir etmemeleri, gelir azlığı nedenleriyle, yasal bir engel olmamasına rağmen sosyal güvenlik kapsamına büyük ölçüde girememektedirler.

Türkiye’de üç farklı sosyal güvenlik kuruluşu bulunmaktadır. İşçi statüsünde çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumuna (SSK), memur statüsünde çalışanlar Emekli Sandığına, bağımsız çalışanlar ise Bağ-Kur kapsamında yer alabilmektedirler. Ancak bir işyerinde çalışmasına rağmen sigortalı olmayan çok sayıda kadın vardır. Ev kadınlarına isteğe bağlı sigortalılık imkanı sağlayan Bağ-Kur uygulaması primlerin yüksekliği, prim ödemede eşe bağımlı olma ve yeterli bilgi sahibi olmama gibi nedenlerle sınırlı kalmaktadır.

Çalışma yaşamına girebilen kadınların çalışma yaşamlarını kısa bir dönemde bitirmesi ve/veya kariyerde yükselme doğrultusunda tüm potansiyelini ortaya koyamamasının temel nedeni, ev ve iş yaşamını uzlaştırma konusunda yaşadıkları sorunlardır. Kadın aile yaşamında çocuk bakımı yaşlı ve hasta bakımı gibi yükümlülükleri kocası ile ve/veya devletle paylaşmak durumundadır. Ancak ülkemizde kreş gündüz bakımevi gibi sosyal destek kurumları tüm çabalara karşın yeterli sayıya ulaşamamıştır.

Bu engelleri ortadan kaldırmak ve sorunlara çözüm üretebilmek için yapılan yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi, ilgili kamu, meslek ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği ve koordinasyonu gereklidir. Yürütülen kurumsal çalışmaların yanı sıra toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda toplumsal bilinçlenme ve duyarlılığın artırılması büyük önem taşımaktadır. Toplumun yarısını oluşturan kadınların işgücüne katılımı ülke kalkınması açısından son derece önemlidir.

Soru 5) 29 Ocak 2006 tarihinde “Medeniyetler İttifakında Kadının Rolü” konulu uluslar arası bir konferansa düzenlediniz. Bu konuda neler düşünüyorsunuz, konferansla ilgili izlenimleriniz nelerdir?

Cevap 5) Birleşmiş Milletler ‘Medeniyetler İttifakı Projesi’nin bugüne kadar gerçekleştirilen benzer girişimlerden çok önemli bir farkı vardır, o da ittifakın somut adımlara ve eyleme dönük bir yol haritası takip etme kararıdır.

Medeniyetler İttifakında Kadın Kongresi, kadının durumu, demokratikleşme ve sürdürülebilir kalkınmada kadının rolünün ele alınması, uluslararası işbirliklerinin yenilenmesi, kadının desteklenmesi için gerekli yasal düzenlemelerin ele alınması ve çeyrek asırdır her platformda dile getirile eşitlik, kalkınma ve barış hedefinin başarılmasına yaptığı katkının yanı sıra “Medeniyetler İttifakı Projesi”nin hayata geçirilmesinde öncülük eden ülkelerden biri olan Türkiye’de kadınların uluslararası platformda buluşmalarına da imkan sağlamıştır.

Kongreden çıkan ortak sonuç, birçok ülkede sürdürülebilir kalkınmanın kadının üretime, karar alma mekanizmalarına ve siyasete katılımı ile sağlanabileceğidir. Cinsiyetler arasında fırsat eşitliği sağlanamaması durumunda toplam üretim miktarının düştüğü ve ülkelerin ekonomik durumlarının zayıfladığı ortaya konmuştur. Küresel anlamda kadın-erkek eşitliğinin, kanunlarda, fırsatlarda ve katılımda eşitliğin sağlanmasıyla gerçekleştirilecek bir süreç olduğu görüşü paylaşılmıştır.

Kongrede, dünyanın birçok farklı ülkesinden, farklı kültürlere ve dinlere mensup, her düzeyden yaklaşık 1000’i aşkın kadın bir araya gelmiş, insan hakları, demokratikleşme, temel özgürlükler ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında ilerleyebilmek için kadınların, bu dinamiklerdeki rolünün önemine, bu rolün geliştirilmesi ve güçlenmesini sağlayan politikaların geliştirilmesine ihtiyaç olduğu konusuna vurgular yapılmıştır.

Bu toplantının en büyük önemi, Medeniyetler Arası İttifakın yapı taşlarını kadınların tartışmış olmasıdır. Toplantıda yapılan tartışmalarla bu ittifakın kadınlar olmaksızın hayata geçemeyeceği ortaya konmuştur. Dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan sorunlar nasıl hepimizin sorunu oluyorsa, çözümleri de sadece erkeklerin değil, kadınların da ortak katkısı ve işbirliği ile gerçekleşecektir. Kongre, bu bakış açısının pratiğe dönüşmesinde önemli bir adımdır.

Soru 6) 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle gazetemize özel bir mesajınız olacak mı?

Cevap 6) Toplumların gelişmişlik düzeylerini, yaşamın tüm alanlarına kadınlar ve erkeklerin katılımları ve sorumluluk paylaşmaları belirler. Kadın ve erkeğin eşit bireyler olarak paylaştıkları dünyada herkesin daha mutlu olacağına, kalkınma ve barış hedefimize daha da yaklaşacağımıza olan inancımla ülkemin ve tüm dünya kadınlarının 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyorum.