|
Kadın ve Aileden
Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf:
-
Hükümetimiz kadına yönelik
şiddete sıfır tolerans ilkesini benimsemiştir
-
Mağdur kadınlarımıza
çocuklarıyla birlikte kalabilecekleri stüdyo tipi dairelerle hizmet
verilecek
-
2010 yılı yıl özürlü
kardeşlerimizin aktif istihdamı bakımından altın yıl olacak
-
MPM’nin özürlülerimizin
eğitimleri alanındaki çalışmalarını takdirle takip ediyorum
“8 Mart Dünya Kadınlar
Günü” dolayısıyla, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanımız Selma
Aliye KAVAF ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi sunuyoruz:
Sayın Bakanım, göreve
geldiğiniz günden beri gerek çocuklar gerekse de kadınlar adına
başlattığınız projeleri yakından takip ediyoruz. Bu çalışmalara geçmeden
önce özellikle günümüzde Türk kadınının mevcut durumunu
değerlendirebilir misiniz?
|
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Yeni Türk Ceza Kanunu
kadın erkek eşitliği ve kadına yönelik şiddet konusunda çağdaş
düzenlemelere yer vermektedir. |
Kadınlarımızın hak ettikleri sosyal ve hukuki statüyü kazanmaları,
demokrasi, insan hakları ve temel özgürlükler alanında verilen
mücadelenin vazgeçilmez unsurudur. Kadınlarımızın, hayatın bütün
alanlarına etkin bir şekilde katılmalarına imkân sağlayacak şartları
hazırlamak, hepimizin ortak sorumluluğudur. Ülkemiz, kadın hakları ve
fırsat eşitliği konusunda yasal düzenlemeler bakımından oldukça iyi bir
noktadadır. Kadın erkek fırsat eşitliğine yönelik çalışmalar
ülkemizde uzun bir geçmişe sahip olmakla birlikte son yıllarda bu alana
ilişkin yasal çerçeve genişletilmiş ve kadınların toplumdaki konumunu
güçlendirmeyi hedef alan politikalar yaygınlaştırılmıştır. Bu kapsamda
başta Anayasa olmak üzere Türk Ceza Kanununda, Türk Medeni Kanununda ve
İş Kanununda pek çok düzenleme gerçekleştirilmiştir. 1 Haziran
2005 tarihinde yürürlüğe giren Yeni Türk Ceza Kanunu kadın erkek
eşitliği ve kadına yönelik şiddet konusunda çağdaş düzenlemelere yer
vermektedir. Bilindiği gibi Yeni Türk Ceza Kanunu’nda töre saikiyle
işlenen cinayetler ağırlaştırılmış ömür boyu hapisle
cezalandırılmaktadır. Ve bu cezalarda hiçbir şekilde indirime
gidilmemektedir.
Yasal tedbirlerin uygulamaya
yansıtılması için olmazsa olmaz koşulu toplumsal farkındalığın ve
duyarlılığın oluşmasıdır. Şu anda öncelikli olarak kurumsal yapıların
nitelik ve nicelik olarak yeterli düzeye getirilmesi çalışmalarına
ağırlık vermekteyiz.
Ülkemizde başta Anayasa olmak üzere bütün hukuki düzenlemelerde
kadın-erkek ayrımı yapmadan bütün vatandaşlarımızın eğitim hakkı teminat
altına alınmıştır. 9. Kalkınma Planı hedefleri dikkate alındığında 2013
yılı itibariyle kız ve erkek çocuklar için ilköğretim ve ortaöğretim
okullaşma oranını %100’e, yüksek öğretim için %48’e çıkarılması
hedeflenmektedir. Ayrıca, yine Planda, kadınların işgücüne katılma
oranının 2013 yılına kadar %29,6 olması hedeflenmekle birlikte halen
işgücüne katılım oranı %27,1’dir. Kadınların istihdama katılım
oranlarına yıllar itibariyle bakıldığında; tarımsal istihdamın daralması
kırdan kente göç edilmesine neden olurken, tarımda kadın istihdamının
düşüşünü de beraberinde getirmektedir. Öte yandan yine yıllar itibariyle
bakıldığında hizmetler sektöründe kadın istihdamındaki artış dikkat
çekicidir.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kız öğrencilerin
ağırlıklı olarak okula devam etmedikleri Güneydoğu ve Doğu Anadolu
Bölgelerinde, Yatılı İlköğretim Bölge Okullarının sayısı ve bu
okullardaki kız öğrenci kontenjanını artırmıştır. Sosyal Riski Azaltma
Projesi (SRAP) kapsamında yürütülen Şartlı Nakit Transferi uygulaması
ile, nüfusun en muhtaç kesimine dâhil olan ailelerin çocuklarının temel
eğitim hizmetlerine tam olarak erişimini hedef alan bir sosyal yardım
ağı oluşturmak amacıyla Türkiye’nin her köşesinde karşılıksız eğitim
yardımları yapılmaktadır. Doğrudan anneye yapılan söz konusu yardımlar
kapsamında pozitif ayrımcılık yapılarak temel eğitime ve ortaöğretimde
devam eden kız öğrencilere verilen yardım miktarları daha yüksek
tutulmuştur.
Günümüzde kadınların siyasal
hayata katılımı hala erkeklerle eşit düzeye gelememiştir. 2007 genel
seçimlerinde Sivil Toplum Kuruluşlarının siyasal hayata katılım ve
temsil konusunda yaptıkları kampanyaların duyarlılık artırdığı, bu
duyarlılık sonucu 22 Temmuz 2007 seçimlerinde kadınlar arasında bu
konuda bir talep oluştuğu ve bu talebinde Türkiye Büyük Millet
Meclisi’ne yansıdığı rakamlarla da açıktır. Kadınların bu başarısı,
gelecekte daha da büyük bir talebin TBMM’ne yansıması konusunda umut
vericidir.
|
Türkiye’de
uzmanlık gerektiren mesleklerde kadın oranları oldukça
yüksek düzeydedir. Bugün ülkemizde kadın öğretim elemanı
oranı yaklaşık %41,6 olup, toplam profesörler içinde
kadınların oranı %27,8’e ulaşmıştır. |
Türkiye’de kamu kurum
ve kuruluşlarında üst düzey yöneticiliklerde, kurul, komisyon ve
komitelerde de kadınların temsil düzeyinin düşük olduğunu söylemek
gerekir. Ancak Türkiye’de uzmanlık gerektiren mesleklerde kadın oranları
oldukça yüksek düzeydedir. Bugün ülkemizde kadın öğretim elemanı oranı
yaklaşık %41,6 olup, toplam profesörler içinde kadınların oranı %27,8’e
ulaşmıştır. Ayrıca 132 üniversitenin 13’ünde kadın rektör görev
yapmaktadır. Mimarların %38’i, avukatların %37’si ve bankacıların
%50,2’si kadındır. Kadınların bürokrasi içinde üst düzey karar verici
konumlarda yer alması da oransal olarak düşüktür. Ancak bu tür görevlere
gelen kadınların çok başarılı oldukları da bir gerçektir. Örneğin bütün
dünyada erkeklerin egemen olduğu diplomatik görevlerde Türk
Dışişleri’nde görev yapan 155 büyükelçimizden 16’sı kadındır.
Kadınlarımızın toplumsal, ekonomik, siyasal hayata katılımlarını
arttırmak, konumlarını daha da güçlendirmek için tüm tarafların ortak
çalışmasına ve işbirliğine ihtiyaç vardır.
Kadına yönelik aile içi şiddete karşı yürütmekte olduğunuz
çalışmalardan bahseder misiniz? Geçtiğimiz haftalarda, şiddet gören
kadınlar için barınma olanakları sunan AB destekli bir proje
hazırlıkları içerisinde olduğunuzu açıklamıştınız. SHÇEK, TOKİ ve
İŞKUR'u içeren bu proje hakkında bilgi verir misiniz?
|
Hükümetimiz kadına
yönelik şiddete sıfır tolerans ilkesini benimsemiştir |
Şiddet ne şekilde olursa olsun
kadınların hayatına korku ve güvensizliği sokmakta, temel hak ve
özgürlüklerini kullanmalarını engellemektedir. Özellikle aile içi
şiddet, yaygınlığı tam olarak bilinemeyen, aile mahremiyetinin bir
unsuru olarak görülerek gizlenen, bu sebeple de mücadele edilmesi ve
önlenmesi güç bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Hükümet olarak; hayatın her alanında çeşitli
boyutları ile ortaya çıkan şiddet olgusunu, toplumsal ve insani
gelişmenin yanı sıra sağlıklı sosyal çevrenin oluşmasının ve
sürdürülmesinin önündeki en önemli engel olarak görmekte ve nedeni ne
olursa olsun kabul etmemekteyiz. Hükümetimiz kadına yönelik
şiddete sıfır tolerans ilkesini benimsemiştir.
Yasalarımızda suç ve bir
insan hakkı ihlali olarak kesin biçimde kabul edilen kadına yönelik
şiddetin önlenebilmesi için; toplumsal anlayış ve davranış
biçimlerimizin gözden geçirilerek sorgulanması ve değiştirilmesi
gerekmektedir. Bu kapsamda “Farkındalık Yaratma ve Zihniyet
Dönüşümünün Sağlanması” çalışmalarımız devam etmektedir. İçişleri
Bakanlığı ile Bakanlığım arasında, “Aile İçi Şiddet Mağdurlarına ve
Mağdur Çocuklara Yönelik Verilen Hizmetlerin Kurumsal Kapasitesinin
Artırılması ve İşbirliğinin Geliştirilmesi Protokolü imzalanmıştır.
Protokol ile aile içi şiddet mağdurlarına ve mağdur çocuklara yönelik
hizmetlerde; uygulamadan kaynaklanan sorunların giderilmesi, kurumlar
arası işbirliğinin geliştirilmesi ve hizmet kapasitesinin artırılması
hedeflenmektedir. Emniyet Genel Müdürlüğü ile SHÇEK bu amaç
doğrultusunda işbirliği içinde çalışma yapacaktır. Protokol ile ülke
genelindeki tüm polis merkezlerine “Aile İçi Şiddet Olayları Kayıt
Formu” dağıtılacaktır. Bununla amaç; mağdurlara yönelik risk
değerlendirmesi yapmak, kayda dayalı standart veri girişi sağlamak,
mağdura hizmet veren kurum ve kuruluşlarla ilişkileri izleyebilmek ve
bilgi toplama sistemini geliştirmektir. Aile içi şiddet mağduru ve
mağdur çocuklara 24 saat hizmet veren SHÇEK’in “Alo 183” çağrı
merkezine gelen telefonlar polise bildirilecektir.
Şiddet mağduru kadınların
can güvenliğinin sağlanabilmesi, farklı bölgede yaşayan kadınların da bu
hizmetten etkin bir şekilde yararlanması için, illerde bulunan kadın
konukevleri/sığınma evleri arasında 7 gün 24 saat iletişim ve bilgi
ağı oluşturulacaktır.
|
SHÇEK,
AB’nin 12 milyon Avroluk desteği ile geliştirilen “Kadın
Hizmetleri Kapasitesinin Arttırılması Projesi” kapsamında;
mağdur kadınlara en az 1 yıl en fazla 2 yıl çocuklarıyla
birlikte kalabilecekleri stüdyo tipi dairelerle hizmet
verecektir. |
Kadına yönelik aile içi
şiddet ile mücadelede en önemli mekanizmaların başında ise kadın
konukevleri gelmektedir. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumu Genel Müdürlüğümüze bağlı 29 konuk evi bulunmaktadır. Sivil
toplum kuruluşu, kaymakamlıklar, valilikler ve yerel yönetimlere bağlı
konuk evi sayısı ise 25’dir. Yani ülkemizde toplam kadın konuk evi
sayısı 54’tür. Konuk evi açılması konusundaki çalışmalar ivme kazanarak
devam etmektedir. Şiddete uğrayan kadınlara hizmet vermek üzere
Belediyeler de yetkili kılınmıştır. Bu Kanunla Büyükşehir Belediyeleri
ile nüfusu 50.000’ni geçen belediyelere kadınlar ve çocuklar için koruma
evleri açma görevi verilmiştir.
SHÇEK, AB’nin 12 milyon
Avroluk desteği ile geliştirilen “Kadın Hizmetleri Kapasitesinin
Arttırılması Projesi” kapsamında; mağdur kadınlara en az 1 yıl en fazla
2 yıl çocuklarıyla birlikte kalabilecekleri stüdyo tipi dairelerle
hizmet verecektir. Kadın konuk evlerinden sonra gidecek yeri olmayan,
hatta şiddet gördüğü eve geri dönmek zorunda kalan mağdur kadınlar,
çocuklarıyla birlikte bu evlere yerleştirileceklerdir. Proje ile
kadınlara aynı zamanda mesleki beceri de kazandırılacaktır. SHÇEK’e
bağlı 45 “Aile Danışma Merkezi” ve 86 “Toplum Merkezi”nde de şiddete
uğrayan kadınlara psikolojik, hukuksal danışmanlık ve ekonomik yardımlar
yapılmaktadır.
Başbakanlık Güneydoğu
Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresine bağlı 30 adet Çok Amaçlı Toplum
Merkezi (ÇATOM) ise bölgede eğitim, yönlendirme, meslek edindirme gibi
konularda kadınlara hizmet sunmaktadır. Kadına yönelik şiddeti
önlemek/yok etmek için en önemlisi toplumsal zihniyet dönüşümünün
gerçekleşmesidir. Tabii bu da bir süreçtir. Bu süreçte en etkin yol
eğitim ve iletişim imkânlarının kullanılmasıdır.
SHÇEK’na
bağlı kuruluşlarda kalan yetenekli çocukların sanat dünyasına
kazandırılmasına yönelik hazırladığınız proje hakkında neler söylemek
istersiniz?
Bakanlığıma bağlı SHÇEK ile
Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Ankara Devlet Opera ve Balesi
Müdürlüğü arasında imzalanan işbirliği protokolüyle, SHÇEK’e bağlı
kuruluşlarda kalan çocuklarımızın yeteneklerinin değerlendirilmesini
hedeflemekteyiz. Çocuklarımız yeteneklerine göre ses (koro), müzik ve
bale öğrencisi olarak gruplandırılacaktır. Ardından da seçilen çocuklara
profesyonel eğitim verilecektir. Çocuklar eğitimin yanı sıra Ankara
Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğü tarafında organize edilen gösteri ve
konserleri de ücretsiz izleyebileceklerdir. Uygulama, önce pilot bölge
seçilen Ankara’da başlayacak, daha sonra Türkiye geneline yayılacaktır.
Proje ile aynı zamanda; konservatuar ve güzel sanat liseleri için
hazırlık eğitimi verilerek çocukların bir meslek sahibi olmalarını da
hedeflemekteyiz.
2010 yılını “Özürlü Eylem Yılı” ilan etmeyi
planladığınızı açıklamıştınız. 2010’da özürlü vatandaşlarımızın
istihdamında bir artış olacak mı? Merkezimiz, iller düzeyinde uyguladığı
Verimliliği Artırma Projeleri kapsamında 2004 yılından bu yana 21 ilde
bine yakın engelliye eğitim verdi. Görme, işitme, bedensel ve zihinsel
engellilere yönelik 22 farklı konuda yaklaşık 12 bin saat düzenlenen
eğitimlere 1 milyon TL’ye yakın İŞKUR desteği sağlandı. “2010 Özürlü
Eylem Yılı” çerçevesinde Merkezimiz ile kurumsal işbirliği yapmayı
düşünüyor musunuz?
|
3 bin özürlüye
istihdam olanağı sağlanacak |
Bakanlık olarak özürlülerin
istihdama katılmaları ve bu yolla da refah düzeylerinin yükseltilmesi
amacıyla geçen yıl dördüncüsünü düzenlediğimiz Özürlüler Şûrası’nın
ana teması “İstihdam” idi. Şûra sonrasında TBMM Plan ve Bütçe
Komisyonu’nda özürlülerimiz için devrim olabilecek bir karara imza
attık. Kamuda ilk defa işe alınacak özürlülerle ilgili istisnai
düzenlemeye gidildi. 1 Ocak 2010 tarihinde yürürlüğe giren söz konusu
düzenleme ile kamudaki özürlü istihdamı, kadro sınırlamasının dışında
bırakıldı. Bu şekilde Kanun gereğince dolu kadro sayılarının yüzde 3'ü
oranında özürlü çalıştırmak zorunda olan, ancak bu yükümlülüklerini
kadro sınırlaması ve diğer nedenlerle yerine getiremeyen kamu kurum ve
kuruluşları, 2010 yılı içerisinde özürlü kontenjanlarının tamamını
doldurabilecekler. Yani 2010'da özürlü istihdamı, kamuya tahsis
edilen kadroların dışında değerlendirilecek.
Böylece doğuştan veya sonradan herhangi
bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yetenekleri
bakımından özel durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranı yüzde 40
ve üzerinde olan özürlülerimiz boş olan 38 bin 192 kişilik
memur kadrosuna atanabilecek.
Özürlülere ilk müjdeyi ise SHÇEK
vermiştir. Yasanın çıkmasının ardından SHÇEK, 657 sayılı kanunun 4/B
maddesi kapsamında, 3 bin özürlüyü sözleşmeli personel olarak
çalıştırmak üzere, Devlet Personel Başkanlığı ile Maliye Bakanlığı’ndan
izin istemiştir. Devlet Personel Başkanlığı gereken izni vermiştir,
Maliye Bakanlığı’nın onayı beklenmektedir.
Onayın ardından SHÇEK; 700 sosyal
çalışmacı, 425 öğretmen, 382 hemşire, 340 sağlık memuru, 202 psikolog,
200 fizyoterapist, 185 çocuk gelişimcisi, 185 çocuk eğiticisi, 144
sosyolog, 100 diyetisyen, 60 din görevlisi, 50 işaret dili tercümanı, 10
programcı, 8 mühendis, 5 çözümleyici ve sistem programcısı, 2 işaret
dili tercümanı ve 2 de mütercim olmak üzere toplam 3 bin özürlüye
istihdam olanağı sağlayacaktır.
|
2010 yılı yıl özürlü kardeşlerimizin aktif istihdamı bakımından
altın yıl olacaktır. |
Ülkemizde özür oranı yüzde 60’ın üzerinde olanlar işveren tarafından
tercih edilmemektedir. Bu sorunu ortadan kaldırabilmek için ağır özürlü
çalıştıran işyerlerine “korumalı işyeri” statüsü verilecek ve devletçe
desteklenecektir. Devlet desteği hakkındaki kanun tasarısı Başbakanlığa
intikal ettirilmiştir. İş Kanunu’nda yapılan değişiklikle, kontenjan
kapsamında çalıştırılan özürlüler ile korumalı işyerlerinde çalıştırılan
özürlülerin, sigorta primine ait işveren hisselerinin tamamı;
kontenjan fazlası özürlü çalıştıran işveren hisselerinin ise yüzde
50’sinin Hazinece karşılanması sağlanmıştır. Ayrıca, Sosyal Sigortalar
ve Genel Sağlık Sigortası ile isteğe bağlı erken emeklilik uygulaması,
bütün sigortalılar için standart hale getirilmiş ve ilk defa kendi
hesabına çalışan özürlüler ve bakıma muhtaç çocuğa sahip kadın
çalışanlara erken emeklilik hakkı sağlanmıştır. 2010 yılı yıl
özürlü kardeşlerimizin aktif istihdamı bakımından altın yıl olacaktır.
İstihdam dışındaki alanlarda da engellilerimiz için pek çok önemli
çalışma ve uygulama yapmaktayız. Engelli öğrencilerimize ayda 422 TL
eğitim desteği vermekteyiz. Ücretsiz taşıma projesi kapsamında ise
yaklaşık 30 bin özürlü öğrencimizi eğitim kurumlarına ücretsiz
taşıyoruz. Bu projenin uygulanması ile
özürlü öğrencilerin okula devamlarında yüzde 85 oranında artış
sağlanmıştır. Özürlüler Kanunu ile özürlülere bağlanan
aylıklar hükümetimiz döneminde yüzde 200 ile 300 oranında
arttırılmıştır. Özürlü kardeşlerimize özür oranlarına göre 181 TL ile
272 TL tutarında aylık ödenmektedir. İlk kez 18 yaşından küçük özürlü
çocuğu olan muhtaç ailelere ve her ikisi de özürlü olan çiftlerin her
birine özürleri oranında maaş bağlanmıştır. Bakım altında bulunan
özürlülerimizin yaşamlarını daha rahat bir ortamda sürdürebilmeleri
amacıyla geliştirilen Engelsiz Yaşam Merkezi projesiyle, her bir
yaşam evinde en fazla 12 özürlüye bakım hizmeti sunulmaktadır.
|
MPM’nin
özürlülerimizin eğitimleri alanındaki çalışmalarını takdirle
takip ediyorum |
MPM’nin Verimliliği Artırma
Projeleri ile özürlülerimizin eğitimleri alanındaki çalışmalarını
takdirle takip ediyorum ve emeği geçen herkese de bu vesileyle teşekkür
ediyorum. Tabii ki Merkezin çalışmalarına her konuda destek vermeye ve
işbirliğine açığız. Engellilerimizle ilgili çalışma yapmak ve katkı
vermek isteyen tüm kurum ve kuruluşlara da Bakanlığımın kapıları ardına
kadar açıktır, bu tür sosyal konularda ancak çok yönlü katkı ve
katılımla kalıcı ve sürdürülebilir çözümler üretilmesi mümkündür.
Son olarak “8 Mart Dünya Kadınlar Günü”
dolayısıyla Türk kadınına ne gibi bir mesaj vermek istersiniz?
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
çerçevesinde 7 Mart 2010 tarihinde Şanlıurfa’da Kadının Statüsü Genel
Müdürlüğü, GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı ve Şanlıurfa Valiliği
işbirliğinde “GAP ve Kadının Güçlendirilmesi” Paneli
düzenlenecektir. Bu sene Şanlıurfalı kadınlarımızla bir araya geleceğiz
ve GAP çerçevesinde bölgedeki kadınlarımızın güçlendirilmesi için
çalışmalar yapacağız. 8 Mart, kadın sorunlarının çözümü konusunda
toplumsal duyarlığın ve farkındalığın artmasını sağlaması ve bu yöndeki
çalışmalara ivme kazandırması bakımından çok önemlidir. Hem yasal
zeminde, hem de uygulamaya dönük adımlarla kadına karşı ayrımcılıkla
mücadelemizi sürdürürken, kadının toplumsal konumunu güçlendirmek için
çalışırken sivil toplum kuruluşları, kamu kurumları ve medya ile
işbirliği içinde çalışmayı çok önemsediğimi de bu vesileyle de ifade
etmek isterim.
|